Çin bir müddettir gitmeye niyetlendiğim fakat bir türlü fırsat bulamadığım bir ülke idi. 2019’da ki ilk girişimim maalesef Covid-19 sebebi ile akamete uğradı ve birkaç senelik bir erteleme zarureti doğdu.

Çin’e hiç gitmemiştim çünkü prensip olarak sadece Türk ve Avrupa menşeli mallar ihraç ediyorduk. Çin bizim rakibimizdi, üstelik ürettiği mallar pek da matah değildi gözümde. İtiraf etmeli ki sığ bir bakış açısı. İnsan Dünya’nın en eski medeniyetini, devasa nüfus ve en büyük ekonomiye sahip ülkesini merak eder değil mi?

Ekim ayında 134’üncüsü düzenlenen Canton fuarı hem Çin hem de ürettiği mallar hakkında fikir sahibi olmak için iyi bir fırsattı. Fuar Guangzhou kentinde 1957’den bu yana ilkbahar ve sonbaharda olmak üzere senede 2 defa düzenlenen bir ticaret fuarı. Fuarın ürün gruplarına göre 3 fazı bulunuyor; birinci fazda inşaat malzemeleri ve sıhhi malzemeler, ikinci fazda hırdavat, iş makinaları, el aletleri, üçüncü fazda ise tekstil, oyuncak, hediyelik eşya gibi ürünler bulunuyor. Ancak bunlar zaman zaman değişebiliyor. O sebeple gitmeden evvel fuarın resmi sitesini kontrol edip hangi fazı ziyaret etmeniz gerektiğini, hatta aradığınız ürünleri hangi firmalar üretiyor, hangi tarihlerde fuara katılıyorlar vesaire detaylıca kontrol edebilirsiniz.

Benim ziyaret ettiğim ikinci fazda her biri 3 kattan oluşan 20 hol bulunuyordu, toplam 60 holde 25000 kadar katılımcı firma mallarını sergiliyordu. Ultra Maraton yada Ironman tecrübeniz yoksa 5 günde bu 60 holü gezip görmenin imkanı yok. Zira ben sadece ticareten ilgi alanımıza giren ürünlerin bulunduğu holleri görmek için günde kabaca 12 km yürüyordum.

İstanbul’dan Guangzhou’ya THY direkt; Etihad, Emirates, Qatar, Egypt, Kuwait, Asiana, China Eastern aktarmalı uçuyor. Bileti biraz erken ve aktarmalı alırsanız biraz tasarruf yapabilirsiniz.

Fuar yaka kartı için şuradan müracaat ederseniz Guangzhou havalimanına vardığınızda çıkış kapısından hemen önce fuar masasına uğrayıp yaka kartınızı alabilir böylelikle hem fuar günü zaman kaybetmemiş olursunuz, üstelik sonraki ziyaretlerinizde aynı yaka kartını kullanabilirsiniz.

Havalimanına varışta Covid’ten kalma bir sağlık bildiriminde bulunmanız gerekiyor, bunun için kontuarlar var. Her ne kadar maske gibi zaruretler ortadan kalkmış olsa da bir sağlık sorununuz olmadığını beyan etmeniz talep ediliyor ülkeye giriş ve çıkışta. Havalimanında güvenlik kontrolünün sıkı tutulduğunu hatırlatmakta fayda var. Varışta konaklayacağınız adres, yerel bir telefon numarası, dönüş tarihini de belirttiğiniz bir form doldurmak gerekiyor.

Hatırlatmak fayda gördüğüm bir husus da internete uygulanan kısıtlamalar. Malumuz olduğu üzere ABD menşeli hiçbir uygulama ve websitesi Çin’de çalışmıyor. Bunu bypass etmenin tek yolu VPN kullanmak; ben Flow VPN kullandım ve sorunsuz çalıştı. Tabii VPN açınca bu defa mailleriniz yada banka uygulamaları çalışmıyor. Bu durumda sürekli VPN aç / kapat yapmak zorunda kalıyorusunuz, biraz can sıkıcı bir durum.

Şehir 15 milyon nüfusu ile İstanbul’dan küçük olsa da fuar saatlerinde çok yoğun bir trafik oluyor. O nedenle içinde Tencent’in ofisi dahil başka firmaların da bulunduğu bir komplekste yer alan, fuardan 3 metro istasyonu mesafede butik bir otelde kaldım. Tabii bu defa meşhur Türk restoranından uzakta konaklamak zorunda kaldım. İki seçenek var; Türk restoranına yakın bir yerde konaklamak ve fuar alanına ulaşmak için 1 saat sarfetmek yahut fuara yakın konaklamak ve kuru meyve, kuru yemiş gibi yiyeceklerle 1 hafta idare etmek. Tabii ki ikincisini tercih ettim ancak otele uzak sayılmayacak mesafede bir vegan mekan imdadıma yetişti. Çok lezzetli dumplingleri var, üstelik helal çünkü vegan. Şehrin tamamına metro ile ulaşabiliyorsunuz. İlk gidişiniz ise ilk gün biraz bocalasanız da hemen öğreniyorsunuz çünkü neredeyse mükemmel bir şekilde örülmüş bir metro ağı var. Buradan metro haritasını indirirseniz seyahatiniz esnasında işinize yarayacaktır.

Çin’in bugün ulaştığı ekonomik güç 90’lı yıllarda yapılan kalkınma hamlesinin neticesidir. Alibaba, Ali Expresss, Tencent, BYD, Xiaomi ve saymakla bitiremeyeceğimiz yüzlerce teknoloji ve sanayi şirketinin temeli aynı döneme dayanır. Bugünlerde Türk pazarına girişi konuşulan elektrikli otomobil üreticisi BYD (Build Your Dreams) örneğinden gidelim; firma 90’lı yılların sonunda Nokia, Motorola  gibi cep telefon markalarına pil üretiyor. 2002’de halka arzdan elde ettiği nakit ile devlete ait batık bir otomobil fabrikasını satın alarak Toyota’nın Corolla modelini kopyalayıp üreterek Çin’de satış rekorları kırdı. Çinli elektrikli araç satışlarının Alman markaları geçtiği ve BYD’nin Tesla’nın en ciddi rakibi haline geldiği bugünlerde BYD Çin’i anlamak için bence çok doğru bir örnek. Aşağıda fotoğrafını verdiğim bu model Çin’de 50,000 USD’ye satılıyor.

Tabii Çin’in bu büyümesinin ve rekabet gücünün sadece ucuz iş gücüne dayalı olduğunu düşünmek son derece hatalı olur. Evet 2000’li yıllarda temel ayrışma noktası ucuz işçilik idiyse de bugün dayandığı temeller güçlü lojistik alt yapı, güçlü bankalar (Çin Eximbank’ı Dünya’nın en güçlü ihracat destekleri veren bankasıdır), hammaddeye erişim, ülkenin tamamını kuşatan demir yolları ve denizlerdeki hakimiyet; Cosco, OOCL gibi her gün büyümeye devam eden konteyner taşımacılık şirketleri… Üstelik bugünlerde Çin’de asgari ücret Türkiye’den daha yüksek. Ucuz işgücü bir ekonomiyi sonsuza dek ayakta tutamaz, belki bir süreliğine nefes aldırabilir.

Üretimi doğrudan devlet regüle ettiği için neyin nerede imal edileceğine de bizzat devletin ilgili kurumları karar veriyor. Örneğin jeneratör üreticilerinin büyük çoğunluğu Chongqing şehrinde. Sadece jeneratör değil motor, alternatör gibi ana aksam ve yedek parçalar da burada yahut en yakın şehirlerde üretiliyor. Bu da üreticilere hammadde ve yarı mamüle daha hızlı ve ekonomik olarak ulaşmayı kolaylaştırıyor. Yani malzeme özelinde belli bir bölgede bir ekosistem inşa ediliyor. Bu sayede üreticiler kendi aralarında da alış-veriş yapacak bir ortama sahip oluyorlar. Üretimin kümelendiği tüm şehirlerden liman kentlerine tren hatları inşa edilmiş bu da yine lojistik olarak ciddi avantaj sağlıyor.

Tüm bunlar Çin için muazzam üstünlükler iken dünyanın geri kalan ekonomileri için rekabeti zorlaştıran unsurlar. Özellikle enflasyonun hız kesmeden yükseldiği, nitelikli çalışanların yurtdışına yoğun göç ettiği, mavi yakalı personel bulmanın bu kadar zorlaştığı ve ara eleman temininde bunca meşakkatin yaşandığı Türk ekonomisi için diğer ülkelere kıyasla daha da zorlayıcı konular.

Fuardan sonra Hong-Kong yada Shenzhen’i ziyaret etmek için 1 gün ayırmıştım ancak hava muhalefet edince ben de Guangzhou şehir kütüphanesi ve müzeyi ziyaret ederek bu seyahati tamamladım.

Naçizane Çin tecrübemi kısaca aktarmaya çalıştım. Sözü yormadan şimdilik burada iktifa edelim.